Betüş'den BlogNot

Google

Mor ve Ötesi: Sonuç iyi


Mor ve Ötesi: Sonuç iyi


53. Eurovision Şarkı Yarışmasında Türkiye'yi temsil eden Mor ve Ötesi grubunun gitaristi Kerem Özyeğen, yarışmayı 7. olarak bitirmelerini "kendileri için çok iyi bir sonuç" olarak nitelendirdi. Gruba göre kim birinci olmalıydı?




zyeğen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Yarışmada komşu ülkelerin birbirini kollaması eminim ki etkili oldu, ama yine de biz birçok insana ulaştık ve kendi dilimizde iyi
müzik yapmaya çalışan bir grubun bu renkli cümbüş içinde başarılı olduğunu gösterdik" diye konuştu.

En çok dikkat çekenin Türkiye'ye 8 puan veren İngiltere olduğunu belirten Özyeğen, Rus sanatçı Dima Bilan'ın birinci olması konusuyla ilgili olarak, bunu "doğru bir sonuç" olarak görmediğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gerçek şu ki, Eurovision'da en sevilmeyen karakter olarak görülüyordu, ama Rusların Dünya Paten Şampiyonu Evgeni Pluşenko'yu Dima'nın basın toplantısına getirmeleri ve maddi açıdan büyük propaganda ve promosyon yapmaları muhakkak Rusya'nın lehine oynadı. Bu akıllı bir girişimdi, ama benim için 1 numara değil. Bence 1 numara olması gereken ülke Ukrayna veya Yunanistan'dı ve öyle de gözüküyordu."

"Yarışmayı 7. olarak bitirmemiz bizim için çok iyi bir sonuç" diyen Özyeğen, beklemedikleri yerlerden Türkiye'ye puanlar geldiğini ifade ederek, "Ancak Gürcistan ve Yunanistan'dan, promosyon turu yaptığımız ülkelerden puan gelmemesi beni biraz şaşırttı" dedi. Yarışmanın başında beklediklerinden daha iyi puan topladıklarını, ancak sonuna doğru gelen puanların azaldığını belirten Özyeğen, "Eurovision benim için en güzel olaylardan biri. Burada geçirdiğimiz en güzel tecrübelerden biri, diğer ülkelerden müzisyenler, sahne işçileri ve sanatçılarla bir araya gelmek ve deneyimi paylaşmak. Aslında farklı müzik türlerinin de ortak noktalarda nasıl buluşabildiğini gördük. Ön yargıların aşılması konusunda iletişimin ne kadar önemli bir faktör olduğunu da fark ettik" dedi.

-DELEGASYON BAŞKANI KÜRŞAD ÖZKÖK-

Eurovision Şarkı Yarışmasına Türkiye'den katılan heyetin başkanı Kürşat Özkök de, sıralamada ilk 7 ülke arasında yer alan Türkiye'nin, ev sahibi Sırbistan'ın yanı sıra kendi dilinde şarkı söyleyen tek ülke olduğunu hatırlattı. Özkök, "Bu anlamda biz kendimizi başarılı olarak görüyoruz" dedi.

Grubun yabancı dil bilen, Türk kültürünü özümsemiş insanlardan oluştuğunu kaydeden Özkök, gerek ciddiyeti, gerekse ülkemizi temsil etmelerinin TRT adına gurur verici olduğunu ifade etti.

Birçok Türk taraftarın desteğinin kendilerini gururlandırdığını belirten Özkök, Dima'nın birinci olması konusunda ise "Rusya'nın etrafındaki Rusça konuşan ülkeler puanlamada etkili oldu. Bana göre favori Rusya değildi. Ama şunu unutmayalım ki 43 ülke arasında 7. olduk, ancak Türk insanını bu da mutlu etmiyor. Türkler ve Türkiye artık her konuda birincilik istiyor. Yunanistan ve Ermenistan'dan puan bekliyorduk. Ermenistan'a 2 yıldır puan veriyoruz, ama bize hiç destek çıkmamaları tuhafımıza gitti" diye konuştu.

-HARUN TEKİN VE BURAK GÜVEN-

"Deli" adlı şarkıyı seslendiren grubun vokalisti ve gitaristi Harun Tekin ile davulcusu Burak Güven ise, "Türkiye'ye iyi hisle döndüklerini" söylediler.

Bu Eurovision'un yorucu geçtiğini kaydeden Tekin ve Güven, "Kaliteli müzik ve şarkı getirdik. Mutluyuz, büyük tecrübe sahibi olduk. Önümüzdeki yıl Eurovision'a katılacak sanatçılara kolay gelsin" dediler.

Yarışmada Rusya 272 puanla birinci olurken, onu 230 puanla Ukrayna ve 218 puanla Yunanistan izledi.

Diğer ülkelerin aldığı puanlar ise şöyle:

Ermenistan 199, Norveç 182, Sırbistan 160, Türkiye 138, Azerbaycan 132, İsrail 124, Bosna-Hersek 110, Gürcistan 83, Letonya 83, Portekiz 69, İzlanda 64, Danimarka 60, İspanya 55, Arnavutluk 55, İsveç 47, Fransa 47, Romanya 45, Hırvatistan 44, Finlandiya 35, Almanya 14, Polonya 14, İngiltere 14.

Türkiye'ye Azerbaycan 12, Almanya 12, Belçika 10, Arnavutluk 10, Hollanda 10, Bosna-Hersek 8, Romanya 8 ve İngiltere 8 puan verdi.

Önümüzdeki yıl Rusya'da yapılacak Eurovision Şarkı Yarışmasının iki yarı final ve bir finalle sonuçlanması bekleniyor. Türkiye önümüzdeki yıl yine yarı finalde yarışacak.

Avrupa Yayın Birliğinin (EBU) yeni puanlama sisteminde yarı finalde yüksek puan toplayabilecek ülkenin o ülkelerle aynı grupta olması bu yıl olduğu gibi engellenecek. Önümüzdeki yıl EBU'ya en çok para yatırımı yapan İngiltere, Fransa, İspanya ve Almanya ile Belgrad'daki yarışmayı kazanan Rusya doğrudan finalde yarışacak.

AA




TÜRKİYE kasıtlı olarak geri bırakılmıştır!


Türkiye kendi yüzde yüz millî ve yerli otomotiv sanayiini kurabilirdi; kasıtlı olarak kurdurulmamıştır... Türkiye kendi çapında bir uçak sanayiine sahip olabilir ve savaş ve sivil hizmetler için uçak üretebilirdi ama bu kasıtlı olarak önlenmiştir... Türkiye’de dünya çapında ciddî ve güçlü üniversiteler olabilirdi ama kasıtlı olarak buna imkan tanınmamıştır.

Evet Türkiye kasıtlı olarak geri bırakılmıştır...

Türkiye Ortadoğu’nun Japonya’sı olabilirdi.,..

Bu iddiaya itiraz eden mi var?.. O halde “Türkiye Ortadoğu’nun Güney Kore’si olabilirdi...” diyorum. Buna itiraz eden çıkar mı?

Türkiye bir Tayvan olabilirdi... Bir Singapur olabilirdi...

AB’ye üye olmak için yırtınanlara soruyorum: Norveç AB üyesi değil ve fert başına düşen yıllık gelir 50 bin dolar... Türkiye niçin Norveç gibi olamadı? AB üyesi olmadan da böyle kalkınmak mümkünmüş... İsviçre AB üyesi değil. O da çok zengin, çok güçlü, çok ileri, çok güvenli...

Mütareke yıllarında (1919-22) bir yat İstanbul’dan Karadeniz’e açılıyor, Tuna yoluyla Orta Avrupa’ya gidiyor. Yatta bir yolcu var: Başhaham Hayim Nahum... Yatta çok kıymetli bir hamule var: 22 bin ton Osmanlı altını. Bu altınlar Avrupa’ya niçin götürüldü?.. (Ester Ben Bassa bu konuyla ilgili birkaç satırla da olsa bilgi veriyor...)

1930-40 lardaülkemizde küçük ve vasıfsız da olsa uçak yapılabiliyordu. Bu fabrikalar niçin kapattırıldı?

Türkiye’nin kendi silahlarını kendisinin üretmesine dış düşmanlar ve içteki hainler izin vermediler.

Türkiye İslâm dünyasının en ileri ülkesiymiş... Pöh pöh pöh... Kişi başına düşen millî geliri bizimkinin 1,5 misli olan Malezya ne oluyor?

Ticaret, iktisat, sanayi finans, zenginlik konusunda 5,5 milyonluk küçük Finlandiya kadar olamadık.

Güney Kore’ye bakalım:

Nüfusu bizden az,

Yüzölçümü bizden küçük,

1950’lerin başında savaş geçirmiş, yanmış yıkılmış,

Korkunç yaralar almış...

Bunca imkansızlığa rağmen bizi kat kat geçti. Akıllara durgunluk verecek derecede ilerledi, zenginleşti. Sanayi ve ticarette Japonya ile aşık atıyor.

Biz niçin Güney Kore gibi olamadık... “İslâm dünyasının en ileri ve demokrat dünyasıymışız...” bu martavalları bırakın da benim sorularıma doğru dürüst cevaplar verin.

Nüfusumuz azdı da ondan... Yalan yalan yalan... Nüfusu 10 milyonun altında olan İsveç’e bakınız...

Yüzölçümümüz azdı... Bu da kuyruklu bir yalan. Toprağı bin kilometrekarenin altında olan Singapur’a bakınız...

Paramız yoktu... Yalan yalan yalan...

Geri kalmamızın asıl sebebi şunlardır:

Japonlar, Güney Koreliler, Tayvanlılar, Singapurlular gibi kafamızı çalıştırmadık, gerekeni yapmadık. Çünkü birilerinde bu niyet, bu irade, bu aksiyon yoktu.

Kalkınma hür ve vasıflı üniversitelerle olur. Bizde hür, vasıflı, özerk üniversiteye izin verilmemiştir.

Kalkınma iyi, vasıflı, millî, güçlü bir eğitim sistemi ile olur. Buna da izin verilmedi.

Ecdadına, atalarına, tarihine sövüp sayanlar elbette bu ülkeye, bu devlete, bu halka hizmet edemezlerdi.

Millî Mücadeleden sonra “birileri” nasıl az zamanda büyük servetler edinmiştir biliyor musunuz?

Ermenilerden, Rumlardan kalan malların bir kısmı nasıl yağma edilmiştir, haberiniz, var mı?

Uzun ömürleri boyunca hiç ticaret, üretim, hizmet işleriyle uğraşmamış birtakım kişiler nasıl dünya çapında zengin olmuşlardır?

Uzaklara gitmeye hacet yok. Bu ülke, bu devlet, bu halk yüksek ve müzmin enflasyonla korkunç bir şekilde soyulmuştur. Kasıtlı olarak. Eskiden müteammiden denilirdi...

Birtakım geri zekâlılar Türkiye’yi bugünkü hale İslâm’ın getirdiğini iddia ediyor. Türkiye’de İslâm nizamı var mı ki, bizi geri bıraksın?

Bizi bir zihniyet, bir ideoloji, bir kafa bu hale getirmiştir.

1940 ile 45 yılları , biri “Osmanlı’nın 622 senede yaptığından fazla demiryolunu biz 15 yılda yaptık” demişti. Zavallı kafa! Sanki demiryolu Osman Gazi zamanında icat edilmiş gibi konuşuyordu. Kaldı ki, Osmanlı, bilahare kaybettiği Rumeli ve Ortadoğu vilayetlerinde binlerce kilometre tren yolu yapmıştı. Şam-Hicaz yolu bunlardan sadece biridir.

1950’li yıllarda Haliç’in başındaki Galata köprüsüne yeni bir duba takılırken dehşetli bir tören yapılmıştı. Vali ve Belediye başkanı (o tarihte aynı şahıstı, büyük bürokratlar, gazeteciler, bandolar, muzıkalar ve daha neler neler...)

1960’lı yıllarda Almanya’nın meşhur Krupp fabrikalarının sahibi ülkemize bir ziyaret yapmıştı. Ankara’da iken, bu zatı Gençlik Parkı’ndaki oyuncak trene bindirmişlerdi. Sayın Herrn, işte bu da bizim yerli trenimiz... Adam içinden mutlaka kahkahalarla gülmüştür.

Türkiye’nin şehirleri, yolları, caddeleri, sokakları, meydanları Güney Kore otomobilleri ile dolu. Acaba o ülkede bir tek Türk (o da montaj) otomobil var mıdır?

Japonya’da 7 şiddetinde bir zelzele olur, sadece bir kişi ölür, o da korkudan veya kalp krizinden. Bizde aynı şiddette bir zelzele olur, tarih çapında bir facia meydana gelir. Onbinlerce bina yıkılır veya oturulamaz hale gelir, onbinlerce ölü, onbinlerce sakat... Netice: Bütün suç Veli Göçer (soyadından belli!) bir zatın üzerine yıkılır, adam hapse atılır ve dosya kapanır.

Türkiye’nin otomotiv sanayii hamle üzerine hamle yapıyormuş. Siz bu propagandalara inanıyor musunuz? İnanıyorsanız doğrusu acırım.

Mollalar İran’a deyip duruyorlar. Mollaları bırakın da kalkınmasına bakın. Savaş uçağı yapıyor, denizaltı yapıyor, atom enerjisi sahasında çalışıyor, otomobil yapıyor... İran kadınların başlarını saçlarını zorla kapatıyormuş... Siz de başı örtülü kızları üniversiteye sokmuyorsunuz. Başbakanımız bir akşam hanımı yanına alıp Ankara’da .... evine yemeğe gitse, kapıdan içeri girebilirler mi?

Baylar, bayanlar, sayınlar!.. Demagojiyi, safsatayı, şarlatanlığı, soytarılığı bırakalım ve Türkiye’nin yakın tarihinde kasten geri bırakıldığı gerçeğini itiraf edelim.

İslâm dünyasının en ileri ülkesi Türkiye’dir martavalını da temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koymayalım. Asıl soru, yukarıda yönelttiğim şu sorulardır:

Türkiye niçin bir Japonya gibi olamadı?

Türkiye niçin bir Güney Kore gibi olamadı?

Türkiye niçin bir Tayvan gibi olamadı?

Türkiye niçin bir Singapur gibi olamadı?

Türkiye niçin bir Norveç gibi olamadı?

Bu sorular karşısında ıvırtıp kıvırtıp kaçamak cevaplar vermeyin. Mertçe, dürüstçe, konuşun,

Türkiye Güney Kore gibi olabilir miydi? Elbette olabilirdi. Onun çok ilerisine bile geçebilirdi. Lakin birilerinin bağnazlığı, inadı, hıyaneti yüzünden olamadı.

Türkiye geri kaldı ama o birileri çok çok çok zengin oldular. Sayelerinde ülkemizde korkunç miktarda kara, necis, kirli, haram, uğursuz para var.

O birileri dehşetli refah, bolluk, zenginlik, israf, zevk u sefa içinde yaşıyor. Bundan âlâ kalkınma mı olur?

ALINTI

Köşebaşlarında Gizli Hıristiyanlar, Gizli Yahudiler


YİRMİ İKİ tane Hıristiyan asıllı dekan ve rektör varmış... Bunların çoğu Ermeni kokenli imiş... Bunların evlerinin altında gizli şapeller (küçük kiliseler, ibadet odaları) varmış... üniversitehaber.com sitesi 29 Şubat tarihinde böyle bir haber verdi. .

Türkiye Ermeni Patriği II. Mesrob, Paris’te yayınlanan günlük La Croix gazetesinin 29 Ağustos 2005 tarihli nüshasında, ülkemizde şu anda 1.5 milyon Ermeni kökenli Türk ve Müslüman bulunduğunu iddia etmişti. 1915’te 200 bin Ermeni (bunların çoğu kızmış) Müslüman edilmiş. Bugünkü 1.5 milyon kripto Ermeni kökenli Türk, onların torunlarıymış... Yine Patrik’in beyanına göre her yıl 60 kadar Ermeni kökenli MüslümanPatrikhane’ye müracaat ederek Ermeni dinine geçiyormuş.

Ermeni kökenli 1.5 milyon vatandaşımızın zahirde Müslüman görünüp, yüreklerinde Ermeni dinini muhafaza ettiklerini iddia etmek mümkün değildir. Lâkin bunların az da olsa bir kısmının böyle olduğunu iddia etmek, akıl ve mantık dışı bir şey değildir.

Doğudaki bir üniversitenin, İslâm’a ve Müslümanlara son derece düşman bir başının Ermeni kökenli olduğu artık kesin olarak biliniyor.

Ben bir Müslüman olarak, şayet ehliyeti ve liyakati varsa bir Ermeni’nin rektör ve dekan olmasına karşı çıkmam. Yeter ki, iki kimlikli, kripto olmasın. Tarihçi ve araştırıcı Kevork Pamukçiyan sağ olsa, bir fakültenin başına dekan olarak geçirilse benim buna bir itirazım olmaz. Fakat, asıl kimliğini gizleyecek, olmadığı halde Müslüman ve Türk görünecek, doğrusu bu şık işime gelmez. Midem bulanır, işkillenirim, rahatsız ve tedirgin olurum.

Ülkemizin bir de kripto Yahudiler, yahut Gizli Yahudiler (G.Y.) problemi vardır. 23-29 Mayıs tarihli Aksiyon dergisinde Türkiye Musevî cemaatinin ileri gelenlerinden, geniş kültürlü bir zat ile röportaj yapılmıştı. İsmini vererek kendisini üzmek ve rahatsız etmek istemediğim bu Yahudi’nin iddiasına göre, ülkemizde 1.5 milyon Yahudi Türk varmış.

Türkiye’de bir miktar kripto Rum da bulunmaktadır.Boğaziçi Üniversitesi profesörlerinden Demir Demirgil adlı zat çok ehliyetli, liyakatli, öğrencileri ve çevresi tarafından sevilen ve sayılan başarılı bir profesördü. İsmi takma idi. Kendisi Rum’du.

Ülkemizde dıştan Müslüman görünen, gerçekte ise Rum Ortodoks kilisesine mensup bulunan ünlü ve güçlü kişiler de mevcuttur.

Geçenlerde, Tarih Kurumu Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu, ülkemizdeki kriptolarla ilgili olarak hayli fırtınalar kopartan beyanlarda bulunmuş, büyük mahzuru (sakıncası) olmasa bunların bir kısmının listesini bile açıklayabileceğini söylemişti.

Son yapay başörtüsü krizinin kriptoların işi ve eseri olduğunda en ufak bir şüphe yoktur.

İslâm’a ve Müslümanlara agresif şekilde saldıran birtakım anlı şanlı, ünlü, eli bayraklı kişilerin  yüzde doksanı kriptodur.

Bendeniz Osmanlı zihniyetine sahibim. Bu vatanı sevmesi, bu devlete sahip çıkması şartıyla Ehl-i Kitap’tan birinin, bir Hıristiyanın, bir Musevînin akademik bir mevkie, bir makama geçirilmesine karşı değilim. Avram (Abraham)Galanti sağ olsa ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne profesör veya dekan tayin edilse, bu tayine karşı çıkmam. Bu zat, harf devriminden bir yıl önce “Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir” ismini taşıyan bir kitap yayınlayarak, İslâm/Osmanlı yazısını savunmuştu.

Lâkin, Tekin Alp takma adıyla İslâm’a hakaretler kusan, “Kahr olsun Şeriat” diyen Moiz Kohen’e zerre kadar güvenmem. Avram Galanti ile onun arasında dağlar kadar fark vardır.

Türkiye’deki azınlıkların İslâm’a ve Müslümanlara saygılı olmaları gerekir.

Bendeniz İrlanda’da yaşayan bir Müslüman olsam, Katoliklerle iyi geçinirim. Onlara agresif şekilde saldırmam, kendileriyle ülfet ve ünsiyet ederim.

1915’te üzücü hadiseler olmuştur. Bu üzücü hadiseleri bütünü ile ele almak gerekir. Van’ı işgal eden düşman Rus ordusunu kimler kurtarıcı gibi karşılamış ve Müslüman vatandaşlarını ve komşularını katletmiştir?

Osmanlı Ermenilerinin menfaati ve varlığı Osmanlı Devletini desteklemekte, Müslümanlarla iyi geçinmekte idi. Bir kısmı ihanet etti, çok yanlış işler yaptı ve bunun acısını hepsi birden çekti. Ermeni hadiselerinde Ermeniler zerre kadar kabahati, suçu, hıyaneti yok, onlar yüzde yüz pîr ü pâk, bütün kabahat Müslümanlarda... Böyle bir iddia son derece adaletsiz, yanlış ve taraflıdır, bir çarpıtmadır.

Erivan 19’uncu asırda bir İslâm Türk şehri idi. Orada şimdi Müslüman nüfus kaldı mı, bir cami kaldı mı? Maalesef kalmadı...

Sırası gelmişken Ermeni meselesi hakkında birkaç internet sitesi ismi vermek istiyorum.

ermeni.org (Ermeni tezi taraftarı. Türkçe, İngilizce, Fransızca, Ermenice...)

ermeni sorunu/ eraren / asam (Bunlar Türk tezini destekliyor.)

Ülkemizde çeşitli kriptoları bilmeden, tanımadan olup bitenleri, yakın tarihi, bugünü anlamak mümkün değildir.

                               ALINTI

Gerçek hurafe, sizin saplantınız!


Yargıtay’ın yeni başkanı Hasan Gerçeker’in, dün mazbata töreni sırasında sarfettiği şu sözlerine, aynen imzamı atıyorum.
Ne diyordu sayınGerçeker: “Bilimin, teknolojinin bu kadar ileri bir seviyeye ulaştığı bu çağda Tanrı'nın verdiği aklı ve zekayı kullanarak doğruları bulmak yerine hurafelerle dolu bir sisteme geri dönüş çabalarına geçit vermememiz gerekir.”
çok doğru, çok güzel bir cümle..
Güzel bir cümle ama, sayın Gerçeker bu cümleleri, benim kasdettiğim anlamın tam tersi için sarfetmiş!
Bilimin, teknolojinin bu kadar ileri seviyeye geldiği bir çağdayız..
Doğruuu!..
“Tanrı’nın (ben Allah’ın diyorum) verdiği aklı ve zekayı kullanarak doğruları bulmak...”
Tabii ki olması gereken bu!
“Hurafelerle dolu bir sisteme geri dönüş çabalarına geçit vermememiz gerekir.”
Biz de aynı şeyi söylüyoruz.
Amma velakin, sayın Gerçeker’le şu noktada anlaşamıyoruz.
Bilim ve teknolojinin, akıl ve zekanın, “başın açık olması”nı gerektiren bir emri var mıdır?
Bizim bildiğimiz kadarı ile, “bilim”in böyle bir emri yok!
öyle ise, “kadınlar başlarını açmalıdır” diyenlerin bu talepleri mi “hurafe”dir, yoksa “Bilim ve teknoloji ile kıyafetin bir alakası yoktur. İsteyen istediği kıyafeti giyebilir. Kimse başkasının kıyafetine karışmamalıdır” diyenlerin düşünceleri mi “hurafe”dir?
Kısaca söyleyelim; “herkes başını açacak” diye zorlamak mı hurafe bir inançtır? Yoksa; “İsteyen istediği kıyafeti giysin” demek mi hurafedir?
“Ben sadece kendi kıyafetimi değil, senin kıyafetini de belirlemeye yetkiliyim. Sen bana uyacaksın. Sen kendi özgür iradenle kıyafetini belirleyemezsin” diyenlerin sözleri mi hurafedir? Yoksa, “Sen kendi kıyafetini belirle, ben de kendi kıyafetimi özgür irademle belirleyeyim” diyenin düşüncesi mi hurafedir?
Konu çok basit ama, biraz da “teknoloji, bilim, akıl, zeka” kavramları ile bağlantılı somut örneklerden konuya yaklaşalım..
önce şunu belirleyelim, bilim ve teknoloji alanında Türkiye’yi fersah fersah geride bırakan Avrupa’da başörtü yasağı var mı?
Yok.
Demek ki, başörtüyü yasaklayan, ona hurafe diyen, bilim ve teknoloji değilmiş. Başörtüye hurafe denmesi, geri kalmış Türkiye’nin, bilim ve teknolojide nal toplayan laikçilerinin kafasının ürünü imiş!
Gerçeker’in ikinci cümlesine geçelim.. “Akıl ve zekayı kullanmak.”
Bugün akıl ve zekayı kullanma konusunda, Türkiye’deki kapasitenin kat kat ilerisinde olan Avrupa ve ABD’de, başörtü yasağı var mı; “Başörtü hurafedir, yasaklansın” diyen var mı?
Yok..
Onlar akıl ve zekalarını kullanırken, başörtü yasağı gibi bir saçmalıkla uğraşmıyorlar, “Başörtü yasak olmalıdır” gibisinden despotça bir sonuca varmıyorlar!
O halde, bilim ve teknoloji ile, akıl ve zekanın emri; bizi “başörtünün hurafe olduğu” sonucuna götürmüyor!
Tam aksine; bilim ve teknolojide geri kalanlar, akıl ve zekayı daha az kullananlar, “başörtünün hurafe” olduğu “hurafe”sine kapılıp, milletin kıyafeti ile uğraşıyorlar!
Milletin kıyafeti ile uğraştıkça da, bilim ve teknolojiden uzaklaşıyorlar. Akıl ve zekanın kullanımından geri kalıyorlar!
O halde çok net olarak ortadadır ki, “başörtü inancı” değil, “başörtünün yasaklanması”nın bizzat kendisi hurafedir!
Bırakırsınız, isteyen örter, istemeyen örtmez..
Ama “İlla başınızı açacaksınız.Herkes tek tip olacak. Başı örtülüler, bilim ve teknolojide geri kalmamıza sebeb olur. Akıl ve zekamızı kullanmamızı önler” derseniz, işte bu noktada batıl inançlarınız var demektir, hurafelere inanıyorsunuz demektir.
çok somut bir örnek var karşımızda.. Tüm dünya üniversitelerinde başörtü serbest ve onların bilim seviyeleri ile, başörtünün yasak olduğu bizim üniversitelerin bilim seviyeleri ortada!
Daha hangi bilimsel delil isteyebilirsiniz ki?
Teknolojide ileri gidenler, “Başörtünün hurafe olup olmadığı bizi ilgilendirmez, bu konuda bizim karar verme imkanımız yok. Bize gelen başörtülü öğrenciyi kabul ederiz.Bizim için başörtünün ilme engel bir yanı yok” diyorlar.
Bizim laikçilerimiz ise, bilim ve teknolojide yoğunlaşmak yerine, akıl ve zekayı kullanmak yerine, “bilimsel gelişme için belli bir kıyafette olmak gerektiği önyargısı”na kapılıyorlar!
İşte hurafe, batıl inanç tam da budur..
Bilim ile kıyafetin bir ilgisi olduğunu sanmak!
Başı açık olan bir hanım, laboratuvarda, iki hidrojen atomu ile bir oksjien atomunu birleştirdiğinde, “su” oluşuyor da, başörtülü birisi aynı deneyi yaptığında, değişik sonuçlar mı çıkıyor sanki!
O halde, gerçekten amacınız bilim ve teknoloji ise, “başörtü”nün “yasak” olmasını değil, “serbest” olmasını istemeniz gerekir.
“Başörtü serbest olursa, cumhuriyet yıkılır” şeklindeki önyargıdan kurtulmanız gerekir. “Başörtü serbestliği, laikliğin sonudur” hurafesini terketmeniz gerekir!

Ali Karahasanoğlu

Noam Chomsky ile Türkiye Gündemi


Noam Chomsky Kimdir?
 
Terörist koca kass

AB’nin ve ABD’nin başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde gerçekleştirdiği işgal ve şiddet politikalarını Batılı aydınların kahir ekseriyeti görmezden gelirken, bunların aksine vicdanları körelmemiş sağduyu sahibi aydınlar da yok değil. İşte onlardan biri de dik duruşunu her zaman muhafaza eden Prof. Noam Chomsky. ABD’nin şiddet ve soykırım politikalarına karşı Bush yönetimini yerden yere vuran Chomsky, aynı zamanda dünyanın en çok okunan yazarlarından...

Dünyanın her tarafında konferanslar veren Chomsky, Bush yönetimini dünya barışına en büyük tehdit olarak da görüyor. Filistin’in İsrail tarafından işgaline şiddetle karşı çıkan Chomsky, Ortadoğu barışına en büyük tehdidin İsrail olduğunu düşünüyor.

Dilbilimi alanında yaptığı yeniliklere rağmen, daha çok Amerika ve İsrail’e karşı olan görüşleriyle tanınan Profesör Noam Chomksy, 2004 yılında ölen Filistin asıllı Amerikalı Edward Said ile birlikte Z Magazine’de makaleler yayınladı. Chomsky hala Amerika’da Massachusetss Teknoloji Enstitüsü’nde dilbilim profesörü olarak görev yapıyor.

Her ne şekilde olursa olsun zulme rıza göstermeyen Prof. Noam Chomsky ile habervaktim olarak, Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupları ile ABD arasındaki ittifakı, Filistin İsrail anlaşmazlığını, İran’ın nükleer çalışmalarını ve Türkiye`nin ABD ile ilişkilerini konuştuk.


(Mehmet Nedim Aslan - habervaktim)


KüRTLER TARİHTEN DERS ALSIN

ABD ve Iraklı Kürt gruplar arasındaki ittifakı nasıl değerlendiriyorsunuz? Amerika’nın bir zamanlar Saddam Hüseyin’le de ittifak yaptığını düşünürsek, bu ittifak Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplarına yarar getirir mi?
Washington, 1975’te Kürtleri sattı. Dönemin Dışişleri Bakanı Kissinger, dış politika ile misyonerlik faaliyetlerinin karıştırılmaması gerektiği sözünü o dönemde söyledi. Halepçe ve Anfal’daki katliamlara rağmen Reagen yönetimi güçlü bir şekilde Saddam Hüseyin’i destekledi. Hatta, buradaki katliamları İran’ın üzerine attı. George Bush (Şu anki George Walker Bush’un babası) Kuveyt işgaline kadar da Saddam’ı destekledi. Clinton yönetimi de, 90’lı yıllarda Türkiye’de birçok faili meçhul cinayete adı karışan kontra-gerilla örgütlerine destek verdi. Şu anda ise Washington, Türkiye’deki Kürtlerden ziyade Iraklı Kürtleri desteklemeyi daha avantajlı buluyor. Eğer, menfaatler değişirse, Washington’un politikaları da değişecektir. Kürtler, geçici olarak bu ittifakın meyvelerini yiyebilecekler, ancak daha önceden olduğu gibi eğer bu ittifaka inanırlarsa, ciddi hata işlemiş olacaklar, ki tarih de bunu bize gösteriyor.

ABD PKK’NIN BİTMESİNİ, PJAK’IN YüKSELMESİNİ İSTİYOR

PKK ve PJAK’ın Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye ve İran’a karşı kullanıldığı iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer bu iddialar doğruysa, ABD bununla neyi amaçlamış olabilir?
Fotoğraf gazetecisi Kevin McKiernan Kürtlerle ilgili birçok bilgiye sahip, hatta bu konuda Batılı gazeteciler arasında öncü isim sayılabilir. McKiernan’a göre, Kandil dağı iki bölüme ayrılıyor: Bir tarafı Türkiye’ye, ki burada teröristler bulunuyor. Diğer tarafı ise İran’a dönük ve burada da özgürlük savaşçıları yer alıyor. PKK ve PJAK pek de farklı örgütler değil. ABD, PKK’nın bitmesini, PJAK’ın ise İran’ı istikrarsızlığa sürüklemesini ister. ABD, PJAK ile birlikte diğer terörist grup olan Beluci örgütünü de İran’a karşı kullanmak istiyor.

ABD’DE DEMOKRASİ OLSAYDI, İRAN’I TEHDİT GöRMEZDİ

İran’ın nükleer enerji programını nasıl görüyorsunuz? Gerçekten de Başkan Bush’un dediği gibi bu program dünya barışına karşı bir tehdit mi?

Amerika’nın en büyük araştırma kuruluşu bu konuda İran ve Amerikalıların görüşlerini sordu. Sonuçlar neredeyse aynı çıktı. Sonuçlara göre, araştırmaya katılanların çoğu İran’ın diğer ülkeler gibi nükleer enerjiye sahip olması gerektiğini düşünüyor. Aynı çoğunluk (İran ve Amerikalılar), Ortadoğu’nun nükleer silahlardan temizlenmesi gerektiğini düşünüyor, ki bu sadece İran için değil, İsrail için de geçerli. Yine Amerikalıların yüzde 80’i ABD’nin nükleer silahları temizleme konusundaki anlaşmalara uymasını istiyor. Yine, Amerikalıların büyük çoğunluğu, İran’a karşı tehditkar bir tutumdan ziyade normal diplomatik ilişkilerin kurulmasını gerektiğini düşünüyor. Eğer Amerika ve İran, işleyen birer demokrasi olsaydı ve kamuoyunun istekleri dış politikaya yansısaydı, bu konular büyük bir ihtimalle barışçıl bir şekilde çözülürdü.

TüRKİYE ABD’YE TAHSİS ETTİĞİ TüM üSLERİNİ KAPATMALI

Eğer Amerika Birleşik Devletleri İran’a bir saldırı düzenlerse, sizce Türkiye ne yapmalı?

Türkiye, böyle bir durumda mümkün olduğunca ABD’den uzak durmalı. Amerika’ya tüm hava ve kara üslerini kapatmalı.

İSRAİL HEM VURUYOR HEM DE BARIŞ GöRüŞMESİ YAPIYOR

Filistin-İsrail anlaşmazlığı konusunda ne düşünüyorsunuz? İsrail devletinin yanında bir Filistin devletinin kurulabileceğini düşünüyor musunuz? Ya da iki taraf arasındaki barış süreci neden bu kadar yavaş işliyor?
Son 30 yıldır, uluslar arası kamuoyunda iki devletli bir yapı konusunda bir uzlaşma bulunuyor. Ancak bu, ABD-İsrail tarafından reddedildi. Eğer İsrail Başbakanı Ehud Barak, 1991’deki Taba görüşmelerine gelmiş olsaydı, belki bu konuda çözülebilirdi. Bush ise kendisinden önceki başkanların ötesine geçerek, yasal olmayan Yahudi yerleşim birimlerine onay verdi, ki İnsan Hakları Mahkemesi’ne de aykırı. Bush yönetimi aynı zamanda İsrail’e Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki Filistinlileri boğması için askeri, ekonomik ve diplomatik destek sağlıyor. İsrail, bölgenin önemli su kaynaklarını işgal ederken, aynı zamanda duvarlar örüyor ve Filistinlileri her taraftan hapse mahkum bırakıyor. Tüm bunlar olurken de, “barış görüşmeleri”ne katılabiliyor.

Eğer ABD, uluslar arası toplulukça kabul edilmiş kurallara riayet ederse, İsrail de iki devletli yapıyı kabul etmek zorunda kalacak. Bana göre, bu durum çok çirkin bir sonuç olurdu. Ancak, eski Filistin’de yaşayan insanlar için bu durum en azından ilk ve önemli bir adım olurdu.

GELECEK 10 YILA BAKIŞI

Gelecek 10 yıl için öngörüleriniz nelerdir? Bu 10 yılın daha kaotik bir durum mu yoksa sınırlı bir barış dönemi mi olacağını düşünüyorsunuz?
Bu konuda birçok olasılık bulunuyor. önceki sorulara verdiğim cevaplarda da bu sorunun cevabını bulabilirsiniz. Eğer ABD ve İran işleyen demokrasiler olursa, çatışmalar da sona erirdi. Bu durumda İsrail ve Filistin konusu da bir sonuca bağlanırdı. Bunlar ancak organizeli bir kamuoyunun baskısıyla gerçekleştirilebilecek şeyler. İnsan ilişkileri çok güvenilir bir şekilde tahmin edilemez. çünkü, insan ilişkileri daha çok istek ve arzulara bağlıdır.

<<Önceki Sayfa |1/ 2|