Betüş'den BlogNot

Google

Bilgisayarınızdaki Tehlikeye Dikkat !


Bilgisayarınız size itaat etmiyorsa bilinki bir başkasının olmuştur.

Bu haber 'bugünlerde bilgisayarım beni dinlemiyor' diyenlere...

Virüsler, casus yazılımlar, solucanlar ve truva atları, hiçbiri kendi kendine bir bilgisayara kurulmuyor. Acı ama gerçek! Anti-virus yazılımınızla tarama yaptığınızda, bilgisayarda bulduğunuz onlarca zararlı nereden çıktı diye boşuna düşünmeyin. Çünkü hiçbir işletim sistemi ya da anti-virus yazılımı üreticisinin kapatamadığı ve muhtemelen hiçbir zaman kapatamayacağı en büyük güvenlik açığının parmakları klavyenizde, odanızda, bilgisayarınızın tam karşısında…

İNTERNETTE KİMSEYE GÜVENMEYİN!

Kesinlikle, çok yakından tanıdığınız biri dahi olsa, anında meajlaşma yazılımları üzerinden kişisel bilgilerinizi paylaşmayın. Sanılanın aksine hackerlar sistemlere sızma, şifre çalma gibi işlerini sadece kendi geliştirdikleri yazılımlarla yapmazlar. En çok kullandıkları yöntem insan üzerine oynamaktır. E-posta adresiniz çalındığında aklınıza gelen bunu ne tür yazılımları kullanarak yaptıkları olmamalı. Ya da e-posta servisinin ne gibi açıkları olduğunu sorgulamadan önce, “ben son günlerde internette kimlerle konuştum” ve “ne konuştum” olmalıdır.

SOHBET PROGRAMLARINA DİKKAT!


İlk akla gelen MSN'den örnek vermek gerekirse arkadaşınız size sıkıştırılmış (zip'li) bir dosya göndermek isterse mutlaka ona 'teyit ettirmenizi' öneriyoruz. Emin olmadığınız bir 'paylaşımı' kabul ettiğiniz anda iş işten geçmiş olabilir.

BEDAVA DİYE HER ŞEYİ İNDİRMEYİN!

Arama motoruna “free” ya da “bedava” yazıp bir şeyler aradığınızda bile bulduklarınızın yüzde doksanı bilgisayarınıza aradığınızdan daha da fazlasını indirecektir. Bedava görünen her şeye aldanmamalı, indirip kullanmadan önce bizden daha tecrübeli kullanıcıların deneyimlerini ve görüşlerini incelemeli… Kullanmak istediğiniz ama bilmediğiniz bir yazılımı, gerçekten güvendiğiniz kaynaklarda kısa bir araştırma yaparak kullanmalısınız. Bilmediğiniz hiçbir yazılımı, tam olarak araştırmadan ve inceleyip güvenirliliğine emin olmadan bilgisayarınıza kurmayın. Nasıl ki evinize beyaz eşya ve ya mobilya alırken araştırma yapıyorsanız, bilgisayarlarınız için de aynı şeyi yapmalısınız.

’EN FAZLA YAZILIM BENDE OLSUN’ DEMEYİN!

Kullandığınız yazılımlara dikkat edin. Bir yazılım kullanacaksanız kesinlikle bu yazılımı kendi resmi sitesinden indirin.

DOWNLOAD EDERKEN KORSAN SİTELERE DİKKAT!

Kötü niyetli bir kişi için, bazı yazılımların kodlarını değiştirip kendine çıkar sağlayacak hale getirmesi çok zor bir olay değildir. Herhangi bir yazılımı, kendi sitesi dışında bir yerden, özellikle sizin gibi bir kullanıcı tarafından koyulduğu bu dosya paylaşım sitelerinden indirip kullandığınızda,sonuç tam bir hayal kırıklığı olabilir.

Ayrıca kendi sitesinden indirmediğiniz bir yazılımın son versiyon olmama ihtimali çok büyük ve böyle bir durumda olası bir açığı bilgisayarınıza davet ediyor olmanız kaçınılmaz. Unutmayın herhangi bir yazılım size bir arama motoru kadar uzaktadır. Arama motoruna istediğiniz yazılımın ismini yazarsanız çok büyük bir ihtimalle aramada çıkan ilk sonuç sizi yazılımın resmi sitesine götürecektir.

BEDAVA (!) ANTİVÜRÜS PROGRAMLARI

Bilgisayarınıza kurulmalarıyla birlikte yüzlerce zararlıyı da yanlarında kuruyorlar, çok hızlı bir taramayla sisteminizde bu zararlıları bulup sizden silmek için ücret talep ediliyor. Bu yazılımların büyük bir bölümü sistemden normal yöntemlerle kaldırılamıyor. Masaüstü resminizi değiştiriyorlar, sürekli açılan pop-up pencereler ile satın almanızı söylüyorlar. Haftada en az bir adet yeni sahte anti-spyware yazılımı çıkıyor ve dürüst korunma yazılımları bunlara önlem almakta genellikle yetersiz kalabiliyorlar. Zira bu zararlı yazılımlar genellikle sisteme sızma ve gizli yollarla değil, kullanıcıların talebi üzerine kuruluyorlar.

Bilmediğiniz herhangi bir güvenlik yazılımını sisteminize kurmadan önce, uzman kullanıcılardan tavsiye almanız en güvenli yol…

MSN'de Tuzağa Düşmeyin !!


MSN listelerinde sizi engelleyenleri göstereceğini ima eden adreslerden uzak durun. Felaketle karşılaşmamak için yapmanız gerekenleri açıklıyoruz.

MSN listesine girdiğiniz birisi, sizi daha sonradan engellediğinde, kendi listenizde o kişiyi hep çevrimdışı görürsünüz. Uzun süredir listenizde çevrimdışı olan birisi, içinize kuşku düşürebilir ve "Acaba beni engelledi mi?" sorusunu bile aklınıza getirtebilir.

Aslında cevap oldukça basit; sizi engelleyenlerin kimler olduğunu asla göremezsiniz. Ama bazı uyanık web siteleri, sizi engelleyenleri göstereceğini söyleyerek hain tuzaklar kuruyorlar.



Sizden Şifrenizi İstiyorlar

Sitenin çalışma şekli şöyle; önce sizden e-posta adresinizi istiyor ve ardından da şifrenizi. Bu bilgileri verdiğinizde, sisteme hemen giriş yapılıyor ve sizi engelleyenleri listesi verilecek dese de artık iş işten geçmiş oluyor.

Bu kadarla sınırlı kalsa iyi. E-posta adresinizi ve şifrenizi alan bu site, hemen MSN listenizdekilere de ulaşmaya çalışıyor sizin adınıza be bu zincir, uzamaya devam ediyor.

Ne Yapmak Gerekiyor?

1. Microsoft’un dışında hangi site olursa olsun, kesinlikle şifrenizi bir web sitesine vermeyin.
2. Arkadaş listenizden gelen otomatik reklam mesajlarını ciddiye almayın.
3. MSN üzerinden gelen dosyaları açmadan önce virüs testinden geçirin.
4. Anti virüs yazılımınızı mutlaka güncel tutun.

MySpace ve Facebook tehlikeli !!


İngiltere’deki bir araştırmaya göre, MySpace ve Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri kullanıcıları açısından tehlike oluşturuyor. Kullanıcının oturduğu yer ve doğum tarihi bilgileri bile dolandırıcılık için yeterli olabiliyor.

LONDRA - İngiltere’de “Get safe online” kampanyası için yapılan bir hükümet araştırmasında, İngiltere’de bu sitelerin üyesi olan 10.8 milyon kişiden dörtte birinin “profillerinde” doğum tarihleri veya iletişim adresleri gibi önemli bilgilerini açıkladıkları belirtildi.

Uykusuzluk Sonrası


Uykudan mahrum kalınca...

Uykusuz geçirdiğimiz geceler arttıkça, uykusuzluğun üzerimizdeki psikolojik ve biyolojik etkileri de değişiyor:

1 gece uykusuzluk: Kişi kendisini rahat hissedemese de, bünye bir gece uykusuz kalmayı tolore edebiliyor.
2 gece uykusuzluk: Kişinin vücut ısısı ritmi düşüyor ve uykuya dalabilmek için büyük bir dürtü hissediyor.
3 gece uykusuzluk: Özellikle de sıkıcı şeylere odaklanmak oldukça güçleşiyor ve bilişsel işleyişler yavaşlıyor. Bu sayılanlar, özellikle de sabahın erken vakitlerinde şiddetli oluyor.
4 gece uykusuzluk: Yaklaşık üç saniye süren mikro-uyuma davranışı gözlemleniyor. Bu mikro-uyumalar sırasında kişi anlamsızca boşluğa bakıyor ve bilincini yitiriyor. Oldukça huzursuz ve aklı karışık oluyor.
5 gece uykusuzluk: Kişi her ne kadar bilişsel yetilerini halen kullanabiliyor olsa da yukarıda anlatılanlara ek olarak hayaller görmeye başlıyor.
6 gece uykusuzluk: Kişi kim olduğu bilgisini kaybediyor. Buna uyku mahrumiyeti psikozu adı veriliyor.
(Bentley, 2000)



Kaynak:Bilim ve Teknik

Psikolojik hastalıkların kökeninde ne var?


Bugün, akıl hastalığı üzerinde çalışmalar yapan pek çok araştırmacı, psikolojik hastalıkların gerek genetik mirastan ve fizyolojik durumlardan, gerekse içsel psikolojik dinamikler ve çevresel etmenlerden kaynaklandığını düşünüyor

BİYO-PSİKO-SOSYAL PERSPEKTİF
İşte akıl sağlığına bu bütünsellikten bakan görüşe biyo-psiko-sosyal perspektif deniyor. Bu görüş, akıl ve bedeni birbirinden ayırmamak gerektiğini savunuyor.
Biyolojik etmenler: Evrim, bireysel genler, beyin yapısı ve kimyası.
Sosyal etmenler: Toplum içindeki roller, beklentiler, normal ve anormal tanımları.
Psikolojik etmenler: Stres, travma, öğrenilmiş umutsuzluk, anılar, deneyimler.

Genler ve Karakter


Genlerin karakter üzerine etkileri konusunda konuşabilmek için öncelikle "karakter" kavramını hangi çerçeveye oturttuğumuza göz atmamız gerekiyor. Kimi araştırmacılar, karakteri üç ana başlık altında topluyorlar: zekâsal yetiler, kişilik ve sosyal tutumlar. Zekâsal yetiler konusunda yapılan araştırmalar öyle gösteriyor ki, genetiğin fiziksel büyüklüğüyle de ilgili olarak beyinsel kapasite üzerindeki etkisi tartışılmaz. Çünkü beynin fiziksel büyüklüğü sinir ağlarının sayısını, bununla ilgili olaraksa depo edilebilecek bilgi potansiyelini etkiliyor. Kişilik ve genin ilişkisi ile ilgili olarak ise mevcut bilimsel veri görece daha yoruma açık ancak yine de pek çok çalışmayla desteklenmeye devam ediyor. Ve son olarak sosyal tutumlar. Bu konuyla ilgili olarak yapılan çalışmaların henüz yeni olduğunu görüyoruz. Ancak yine de genlerin, sosyal tutumlarımızda da parmağı olduğunu var sayabiliriz.
Konuyla ilgili çalışmalar yürüten bilim insanları, karmaşık duygusal durumlarımızı belirleyebilen tek bir genden bahsetmenin olanaksız olduğunda hemfikir. Ancak özellikle de psikolojik hastalıkların temelinde yatan bir takım genetik özellikleri ortaya çıkarmaya yönelik araştırmalar sürüyor. Örneğin, serotonin taşıyıcı geni (5-HTT), beyne mesaj iletiminde görevli serotonin kimyasalının vücudumuzdaki dağılımından sorumlu. Bireylerin korku tepkileri ve nevrotiklik seviyeleriyle bu genlerindeki çeşitlilik arasında bir ilişki olduğu düşünülüyor. Yine de altını tekrar çizmekte fayda var: Kişiliğimizin karakterleri üzerine etkide bulunan genler öylesi çeşitli ve birbirleriyle etkileşimleri karmaşık ki, kilit bir gen bularak kişiliği çözebilmek ütopik görünüyor. Üstelik çalışmalar sırasında göz önünde bulundurulması gereken bir nokta daha var: çevresel genetik. Çevremizle olan ilişkilerimiz ve bu ilişkiler sonucu edindiğimiz deneyimlerin ya da altında kaldığımız etkilerin genleri ne yönde etkilediği de önem kazanıyor. Çünkü hiç kuşku yok ki karakter, genetik ve çevresel koşulların etkileşimli etkisiyle oluşuyor. Tam olarak bir yüzde verebilmek ise çok zor. Çünkü bir kişilik karakteri üzerinde genetiğin mi, yoksa çevrenin mi daha etkili olduğu hangi karakterden bahsettiğimize göre de değişebiliyor.

Kan Grubu ve Karakter

Kan gruplarının karaktere bir etkisinin olabileceğine dair söylenceler 1920 ve 30'ların Japonya'sında, o dönemlerde çıkan bir takım ırkçı söylemlere tepki olarak doğuyor. Bu ırkçı söylemler, kan gruplarındaki istatistiksel dağılımından yola çıkarak farklı toplumların evrim basamağında farklı bir basamaklarda yer aldığını iddia ediyor. Ancak bugün, yapılan bilimsel çalışmalar, bu söylenceyi destekler nitelikte değil. Yani kan gruplarıyla bireylerin karakterleri arasında herhangi bir ilişki bulunmuyor. Psikologlar, yaygın inanışa göre karakteriyle o karakterle bağdaştırılan kişilik özellikleri uyuşan kişilerin bu durumunu "kendi kendini doğrulayan bir kehanet" olarak yorumluyor. Daha açık bir şekilde, çevresi tarafından bir takım beklentiler geliştirilen kişi, bu beklentileri içselleştirerek bir süre sonra benzer şekilde davranmaya başlıyor.

<<Önceki Sayfa |1/ 2|